Bumerang - Yazarkafe

30 Eylül 2010 Perşembe

içimden gelenler vol.1

her şeye alışıyor insan.
unutmuyor,
ama
alışıyor.
en acı hatıralar bile zamanla sadece bir "an" olarak yer ediyor hafızalarımızda.
hani en büyük sandığımız aşk'lar biterken yaşadığımız acılar vardı.
nefes alamazdık acısından.
boğazımızda yumruk, göğsümüzde sancı, gözümüzde yaşlar.

NOLDU?
tabii ki de geçti.
geçicek.
geçmek de zorunda.
"zaman her şeye çare" demişlerdi, inanmamıştık.
bize akıl, nasihat verenlere karşı çıkmıştık belki de kin duymuştuk.
bizi anlamadıgını düşünmüştük.
ama haklılardı.
insan ölüme bile alışmıyor muydu?
şükür ki alışıyor.
yoksa o en sevdiğimin ölümüne nasıl katlanabilirdim?

-seni unutmadım ama yokluğuna alıştım..

niceleri geldi-geçti hayatından.
kimisi büyük yer kapladı belki.
şimdi hangileri hayatında?
ya da geriye dönüp baktığında hangileri için hala için cız ediyor?
1 belki 2..
çok değildir eminim ki.

düzen şu şekilde işliyor : perşembe ölürüm, cuma ağlarlar, cumartesi gömerler, pazar merasim ve pazartesi herkes işine döner.
çünkü herkes, her şeye zamanla, ALIŞIR.

28 Eylül 2010 Salı

Falcı Twitter

Sabah kahvaltısından sonra ne güzel gider bir türk kahvesi..
Bugün de kahvaltı sonrası orta şekerli bir kahve içelim dedik.
Sohbet de şahane tabii bu arada.
Gel gelelim, kahve içtiysen falsız olmaz..
Ama yanımdaki kimsede bilmioyor bakmasını..
-ya atarsın bişiler
-ay yoook vallahi ben anlamam şekerim
derken twitter'dan bir arkadas kahve falından anladıgını söyledi.
e ben durur muyum.
naptım?
fotografını çektim, falıma baktırdım :)
http://twitpic.com/2srg5h


ve işte bu da falımın yorumu :

sedaozce about 11 minutes ago
başlıyorum dikkatt:) öncelikle sen ne yedin en içtin kafan çok karışmış hayatın bi o kdr hareketli..aklında ve gönlünde bir kenara attığın ama hala takılı olan bi konu var.

sedaozce about 10 minutes ago
sorunun büük kısmını çözmende birinin yardımını görmü olabilirsin ve baya ayrdımı dokunmuş..ve kendini bu olaylardan sonra kendinle başbaşa bırakmış düşünmüşsün..
sedaozce about 9 minutes ago
çözemediğin kısım aslında brz hayattaki korkularınla alakalı da olabilir ve diğer kararlarınada yansıyor bu durum ve aklına yanlız kaldığında geliyor düşünüyosun ama sıkıntıda olarak değil karşıma çıkarsa ne yaparız diye..
sedaozce about 5 minutes ago
ve görebildiğim kadarıylada bir erkek sana biey sunarak geliyro ama sen kendinden daha düşük birine baktığın için onu arkada bırakmışsın...bu arada uzaktan bir akraba yada tanıdık gelebir bayan böle paketlerle geliyo ama sen özgürlüğün kısıtlanıcağını düş
sedaozce about a minute ago
vee bir kaç erkek görüyorum bunlardan biri seni düşünüyor ve yanlız kalmış senin yüzünden..diğerleri biraz yaşlıca orta yaşlı ve mevki sahibi insanlar senin bir olayında sana müdahaleleri olabir ve bir elvlenme teklifiyle karşıkarşıya kalmış bir hatun gör....

kesinlikle çok keyifliydi.. :)

25 Eylül 2010 Cumartesi

haftasonu kaçamağı

Bugün belki de aylardır ilk defa bu kadar güzel bir haftasonu geçirdim.
Sabah kalktığımda, hatta öğlen diyelim, hava sonbahardan ziyade ilkbaharı anımsatıyordu.
yazdan kalma gün hesabı..
ne yapsak ne etsek diye düşünürken, yanıbaşımızdaki doğa güzelliği Sapanca Gölü'nde bulduk kendimizi.
Göl Evi'nde...



Ördekler eşliğinde harika bir brunch yaptık.
yan masadaki ufaklık ördekleri kızarmış ekmekle besliyordu.

bense o ekmekleri yiyordum.

                              hem de üzerine bu nefis baharatlı tereyağından sürerekkk Mmmmmm =)

yanında da taptaze bir çay..
                                                                         ve ardından gelen bu nefis paçangalar....

evet hepsini yedimm :)

sonra adettenmiş bu hamaklarda dinlenmek, adeti yerine getirdim :)


uyumuyorum, poz veriyorum :)
sonra biraz dolaşalım dedik.
kalktık..
yan taraftaki cafe kalabalıktı, bir de oraya bakalım dedik.
burda da bi kahve içeyim bari dedim..
bol sütlü bir kahve aldım.

sonra onlarla ilgilenmedik diye bizi terketti ördeklerimizzz

bari dedim ben poz veriyim Göl'e nazır.. geçtim kameralar önünee..

baktık ki buradan ayrılamıyoruz.
"Garson bize bi çay daha" dedik.
keyifli, güzel bir cumartesiydi..
bir dahakine daha erken gidip bisiklet turu da yapalım dedik.
güzel bir haftasonu geçirmek isterseniz ben kefilim efenim..
alın ailenizi,sevgilinizi ya da dostlarınızı gidin yiyin,için..
ben öyle yaptım :)
hadi afiyet olsun.. =)

bi-iki hatırlatma

"Bir insana vazgeçilmez olduğunu hissettirdiğiniz anda, ilk vazgeçeceği kişi siz olursunuz."

(bkz: kendimden biliyorum)

24 Eylül 2010 Cuma

Arınıyorum senden.

"Gittikçe arınıyorum kendimden 
Her giden güzelleşir 
Gidiyorum güzelleşmek için 
Unutulsun diye çirkinliklerim 
Gelecek birisi güzeldir 
Gelince güzel değil "
demiş Aziz'im.
-ve ben gittikçe arınıyorum düşlerimden, senden..

Sadece zamanı geldiğinde vazgeçmeyi bildim o kadar!!

ve işte yine bi Can Yücel efsanesi :




Ne hesabını veremeyeceğim... bir günüm oldu
ne de vicdanımı lekeleyen bir geçmişim...
Ne hissettiysem onu söyledim , onu yaşadım...
Yaşadığım bir tek andan bile pişmanlık duymadım...
Asla keşkelerim olmadı...


Hiçbir zaman kendimle vicdan mahkemesi yapmak zorunda kalmadım..
Karşıma bazen gerçek yüzler , bazen sahteler çıktı ama olsun ...
ben yine sadece hislerimle yaşadım..
Asla sevmediğim birine seni seviyorum demedim ,
ya da asla birini severken karşılığını beklemedim...
Dostluğuma değer biçmedim , sevgime ise hiçbir zaman sınır çizmedim...
Sevdiysem sonuna kadar gittim,bitirdiysem öldürse de hasreti geriye dönmedim...


Bazen çok kırıldım , bazen belki de kırdım...
Ama hata insana mahsustur dedim..
Affettim , af diledim..

Kimileri birden fazla kırdılar kalbimi ama ben onları yinede affettim..
Onlar belki beni saflıkla yargıladılar.
Belki de içten içe sinsice güldüler...
Ama asıl unuttukları şuydu...
Ben aldanmadım...
Aldanan her zaman kendileri oldular ama bunu anlayamadılar...

Bir insan kaybının ne olduğu bilemedikleri için...
Kaybetmek onlar için bir alışkanlık haline geldiği için......
Oysa ben hiç insan kaybetmedim...
Sadece zamanı geldiğinde vazgeçmeyi bildim o kadar..


_Can Yücel_

23 Eylül 2010 Perşembe

Araf

Son zamanlarda dinlemekten en keyif aldığım şarkı :


kalbin işine bak yüzüne bakamaz.
ağlar durur sen uyurken.
yalnız olamayan böyle mi yapar dersen anlarım.

aşkın içine bak, en güzeline
hem var hem yok mu, bile bile
adalet yok ya, canımı yakar bu sessizlik

yerimi bilmem,
bilmem ne taraftayım.
sesimi duymam,
ne zamandır araftayım.

kimler varmış içimde yoklama yaptım.
deliler çıktı, cellatlar bir de şeytanlar.


22 Eylül 2010 Çarşamba

Ugg mevsimi (aggh :s)

eveeeet havalar hafiften soğumaya başladı.
bu zamanları ne kadar çok sevdiğimi tekrar tekrar söylemiştim.
bilirsiniz.
gel gelelim bu sene ki botlara..
geçen sene herkesin ayağında gördüğümüz (itiraf ediyorum bende de var)
ugg'lar bu sene Jimmy Choo işbirliğiyle farklı hallere büründü.
Jimmy Choo da efsanedir zaten.
bayılırım!!
çizmelere gelince bakın ne hal almışlar :










 Jimmy Choo bu işe girmemeliydi bence.. siz ne dersiniz?
:/

21 Eylül 2010 Salı

"Ben" gibi

ve işte yine eylül....
benimki..
benim havalarım,
benim renklerim..
benim mevsimim : Sonbahar...
camdan dışarıyı izliyorum şimdi.
gri bulutlar hızla hareket ediyor.
bahçedeki ağaç rüzgardan savruluyor.
cama damla damla düşüyor yağmur.
sessizce..
huzurla yağıyor..
hani sessizce ağlarım ya ben,
farketmezsin ağladığımı.
aynen öyle..
sessizce akıtıyor yaşlarını..
ben gibi..

20 Eylül 2010 Pazartesi

çokça benden..

aslında çokça önyargılıydım kendisine.
hani ne yalan söyliyim, beklemezdim kaleminin bu kadar etkili olacağını.
şimdi O'nun bir yazısını paylaşıcam sizlerle.
beni çok etkileyen, "ben"den olan bi yazı..
hani bazen bazı şarkılar size söylenmiş, bazı yazılar sizin için yazılmış ya da bazı sözler tam da sizin duygularınızı anlatıyordur ya, işte öyle bir yazı olmuş bu..
buyrun burdan :


"Nasılsın?" diye sordu. "Kendimden sıkılıyorum" dedim. "Bugünlerde neler yapıyorsun?" diye sordu. "Görünüşte çok şey, aslına bakarsan tek bir şey; durmaksızın sancı çekiyorum" dedim. "Bunalımda mısın yoksa?" diye sordu. Gülümsedim... Israrla cevap beklediğini anlayınca; "Yoo bunalımda değilim, sadece çokça düşünüyorum" dedim. "En büyük hayalin nedir?" diye sordu. "Hayal kurmama gerek kalmaması" dedim. Kararını verdi, dört soruda biletimi kesiverdi: "Yok bence bunalımdasın, iyi değilsin, biz seni böyle tanımadık" dedi, başını sağa sola sallayarak. "Siz de sahte gülüşleri, dozu kaçmış coşkuları, bozuk plak misali hayata methiye düzenleri hep esas mutlulardan zannettiniz. Sancı çekenlere 'Arkadaş bunalımdadır' damgasını vurup acıyarak baktınız" dedim. Aslında demedim, kendimi tutamadım, küçük çapta bir çıkış yapıverdim. O boş gözlerle baktı, beni anlamadı... Tebessüm ettim çünkü ben başkalarını anlamaya başladığımdan beri, anlaşılmak isteme çabasından vazgeçmiştim. 

A.Ö

17 Eylül 2010 Cuma

90lardan kalma..

Çok yazıldı, çok söylendi.
Adına gruplar, fan sayfaları açıldı.
Bahsettiğim şey ne mi?
80-90lar dönemi.
Bizim dönemimiz. (sahiplenirim)
[Bu arada tam bu postu yazarken twitter dan bir arkadasım şöyle buyurmuş:
"80'lerde çocuk olmaktan sonra gelen evre; 80'lerde 'ceset' olmak."
şimdi bir tuhaf oldum bak.
yazacağım şey bambaşkaydı oysa ki..
dur tamam hemen geri dönüyorum...]

ben sadece Beverly Hills çizgi filminden bahsedeceğim bu postta.
Elbette ki ben de çoğu şeyi özlüyorum o dönemlere ait ama şu an agır basan yanı bu çizgi film

: Bianca'nın havuzlu pembe arabası mesela.
Allahımm nasıl özenirdim.
o zaman ki çocuk hallerinizi düşünsenize hanginiz Bianca olmadı? ya da Larke? ya da Troy?
yine yayınlansın oturur izlerim yemin ederim.




bu da şarkımız efendim : video için tıklayınız

Come live your fantasy in Beverly Hills
Come on and make your dreams come true oo oo oo
and there's a teen club in Beverly Hills
So many things that we can do oo oo oooo
Fun for me and you
And the people here, dance into the night
Everybody here dresses out of sight
We're livin in style, we do it right in Beverly Hills


14 Eylül 2010 Salı

eylül

nostalji yapalım biraz..
09 Eylül 2009 Çarşamba - Bursa 
 

en sewdiğim mewsim eylül...
sarıdır eylülün adı bende..
sarı hep solgunlarda kullanılır belki..
kayıplarda..
gidenlerde..
yaprak dökümlerinde..
ama
sarı en cok eylüle yakısır..
sarıyı en cok eylülde sewiyorum ben..
yaprağın dökülmesini de..
yapragın kuruyup düşmesi hüzün werici belki..
ama
kuruyan yapragın çıtırdısı,
göçen kuşun kanadı en cok eylüle yakısır...
aksamları hafif esintiler,
üzerlerimize alınan uzunlar
ve
daha bi zewkle içilen caylar eylüle yakısır..
yağmur da en çok eylüle yakısır..
bu mewsimde izlemeye doyum olmaz yagmuru..
we sonrasındaki koku..
büyüleyici toprak kokusu..
belki de eylüldür tüm bunlara yakısan..
yoksa ben miyim eylüle güzellikleri yakıstıran...
en sewdiğim mewsimde..
en sewdiğim adamla..
şimdi eylülün tadı daha bi başka...



İrem G.

10 Eylül 2010 Cuma

***

"Ne olur, benim için geçmişimdeki herhangi bir insan olma, benimle varol. Bu bir güçsüzlük değil, ayaklarımın üzerinde doğdum ben. Sadece bir şeyleri paylaşabilme isteği. Sen yoksan, sen olmazsan ben ölmem. Ama üzülürüm. Ben daha evvel sayısını hesaplayamadığım kadar üzüldüm. Ama ölmedim. Ben ölürsem de üzülmem, aksine sevinirim."
bi zamanlar bi şarkı vardı...
bir tek söz söyle yeter, deli yüreğim dinler.
günler aylar geçtikçe, ömrüm tükenip biter.
SENİN DEDİĞİN OLSUN,
söz verdim biliyorsun.
Kara yaslarda gönlüm
Kâbuslar görüyorum..

Göksel - Gönüllü Yazıldım
güzel şarkıydı beee...
aklıma geldi.