Bumerang - Yazarkafe

21 Kasım 2017 Salı

Saklama Rehberi

                                          

Besinlerin kullanım ömrünü nasıl uzatabileceğinizi biliyor musunuz? Peki ya onları ne kadar uzun bir süre boyunca saklayabileceğinizi? Eğer siz de benim gibiyseniz, birkaç temel gıda dışındaki hiçbir besin için net bir fikriniz olmadığına eminim. En basitinden, sizce elma ne kadar bir süre saklanabilir? Lezzetini, sertliğini ve tazeliğini yitirmemesi için ne yapmak gerekir? Oturup her besin maddesi için internette araştırma yapmanıza gerek yok: http://saklamarehberi.com, tüm bu bilgilere tek bir kaynaktan ulaşmanızı sağlıyor.

Türkiye’nin ilk ve en büyük derin dondurucu üreticisi olan Uğur Soğutma tarafından hazırlanan (ve tamamen ücretsiz şekilde kullanılabilen) sitede; hamur işleri, süt ürünleri, meyveler, sebzeler ve et ürünleri ile ilgili merak ettiğiniz her bilgi yer alıyor. İlk olarak, tüm bu besinlerin ideal kullanım sürelerinin ne olduğunu, daha sonra da bu kullanım süresini nasıl uzatabileceğinizi öğreniyorsunuz. Tahmin edebileceğiniz gibi, derin dondurucu kullanmak tüm gıda maddelerin daha uzun süre dayanmasını sağlıyor. Ancak, örneğin karidesi derin dondurucuda saklayabilir misiniz? Peki ya yazın aldığınız, lezzetli ve sulu bir karpuzu derin dondurucuya koyup, kışın yiyebilir misiniz? Tüm bu soruların ve çok daha fazlasının cevaplarını Saklama Rehberi web sitesinde kolayca bulabiliyorsunuz. Hepsi bu kadar değil: Sitenin “Alternatif Bilgiler” bölümünde, evde kolayca hazırlayabileceğiniz birbirinden lezzetli tarifler yer alıyor. Evde nasıl mocha yapabileceğimi, meyvelerin kararmasını nasıl önleyebileceğimi, hatta unsuz kekin nasıl yapılacağını bile öğrendim. Laf aramızda, kot pantolonların derin dondurucuda temizlenebileceğinin de haberdar oldum! (Kotu fırçaladıktan sonra bir poşete koyup derin dondurucuda 1 gün boyunca bekletiyorsunuz.  Şaşırtıcı, değil mi?)

Türkiye’nin ilk gıda saklama rehberi olan http://saklamarehberi.com, beni şaşırtacak ölçüde bir içeriğe sahip ve her birini okumaktan büyük keyif aldım. Eğer sizin de bir derin dondurucunuz varsa, bu siteyi muhakkak ziyaret etmelisiniz. Derin dondurucunuz yoksa bile gıdaları nasıl daha sağlıklı tüketebileceğinizi, ne kadar uzun bir süre boyunca saklayabileceğinizi ve basit, pratik, lezzetli tarifler ile ipuçlarını Saklama Rehberi web sitesinden öğrenebilirsiniz.
Bir boomads advertorial içeriğidir.

27 Eylül 2017 Çarşamba

Çişimiz Tuvalette :))

Bir süredir ha yazdım ha yazacağım derken ancak fırsat bulabildim bu çiş&kaka mevzularına :)

Çocuklarda tuvalet alışkanlığının kazanılması için en ideal dönemin 12-36 aylık süreç oldugu söyleniyor. Ben kendi çocugumu gözlemledigimde 12 ay bizim için epey erken bir süreçti.
Çocugun hazır oldugunu aslında siz anlıyorsunuz.
Bu süreçte erken davranmak hem sizi hem de cocugunuzu gereksiz yere yıpratacaktır diye düşünüyorum.

Çınar, tuvaleti geldiği zaman (1.5 yaş civarıydı) yere çömeliyor ve bu şekilde belli ediyordu tuvaleti geldigini.
Onu zorlamadan tuvalete gidelim mi diye sordugumda genelde reddedildim.
Bu süreçte asla üzerine gitmedim.
Kimisi hadi artık bu çocuk hazır..
sen onu bir tuvalete tut..
 gibi gibi yine birçok tavsiye alıyorsunuz.
Bosverin! :)
Tıpkı emzirme, uyutma gibi bu konularda da çevreniz sizden hep iyi biliyor nedense(!)

Ben kimseyi dinlemedim..

Evet tavsiyede bulundular ama sadece dinledim..
Uygulamadım.
Kendi içgüdülerime güvendim.
Çınar'ı büyütürken her zaman da böyle yaptım...

Neyse konuya dönecek olursak;
Bu süreçte lazımlık aldık ama onu 1 kere bile kullanmadı.
Asla oturmak istemedi ona..

Çok şekilli, ışıklı, müzikli bir lazımlıksa ben tercih etmedim..
Bu konuyu ne kadar abartırsak o da dogal bir akış olmadıgını düşünebilir diye hissettiğim için hiç yanasmadım o tarz seylere..

En kullanıslı buldugum ürün Ebebek'ten aldıgımız Potetto Portatif Lazımlık oldu...

Potetto portetif lazımlık tuvaletin üzerine de konulabiliyor, dısarda da kendi çantası ve sıvı geçirmez torbaları ile kurtarıcınız oluyor.

Dışarda ilk zamanlar cok kullandık bu lazımlıgı.


Onun haricinde de evde hala kullandıgı merdivenli bir lazımlıgı var.
Migrostan almıstım 35TL civarındaydı.














Bezi bırakmaya karar verdigim ilk gün biraz tedirgindim.
Bezi çıkartınca cocuga bir versiyon yüklenecek ve çişi gelince tuvalete gidecek falan sanıyordum sanırım..
Birkaç kez tuvaletin var mı diye sormayı unuttugum için, kazalarımız oldu tabii bu yüzden :)

Sonra anladım ki, sormalıymışım...
1-2 saatte 1 tuvaletin var mı diye soruyordum.
Hayır dese bile, bir şekilde ikna edip götürüyordum ve her götürdüğümde tuvaletini yapıyordu.
3-4 gün sordum.. Yine hayır cevabı aldıgım zamanlar oldu ama yine bir şekil ikna edip götürdüm.

İlk 2 gece yatmadan önce geceleri bez bagladım.
Buna karsı cıkan cok fazla görüş var ama ben o uyuyunca ya da eger uyumadıysa henüz; bunun gece bezi oldugnu ve sabah cıkartmak durumunda oldugumuzu, gece de çişi gelirse kalkıp tuvalete gidebilecegimizi anlattım.

Gündüz konuyu çözünce, gece bezleri de kuru olmaya baslayınca, bez hayatımızdan tümüyle çıktı.
Bu süreç yaklasık 1 hafta sürdü..
Şimdi kendisi gidiyor, tuvaletini yapıyor, ellerini yıkıyor ve geliyor.

Son olarak sunu söylemek istiyorum;
Erken başlamak ugruna ne kendinizi ne de cocugunuzu yıpratmayın derim..

O zaman hadi bakalım;
Çişimiz tuvallette,
Kakamız tuvalette

:)


26 Eylül 2017 Salı

Beslenme Çantasına Meyve Suyu Konulmalı

Okullar açılalı 2 hafta oluyor.. Peki sizler çocuklarınızın yanına beslenme olarak neler koyuyorsunuz?
Uzmanlar beslenme çantalarına mutlaka meyve suyu konulması gerektigi konusunu vurguluyorlar.


Nuh Naci Yazgan Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Dekanı, Beslenme ve Diyetetik Bölüm Başkanı Prof. Dr. Neriman İnanç, velilere çocuklarının okul beslenme çantalarına yüzde 100 meyve suyu koyma önerisi yapıyor.

Okul çağı; hızlı büyüme-gelişme ve öğrenme süreçlerini kapsayan, bu nedenle de sağlıklı beslenmenin önemli olduğu dönemlerden biri olma özelliği taşıyor. 
Bu yaş grubu çocuklarda sağlıklı beslenme, bedensel, duygusal, sosyal gelişimin yanı sıra, okul başarısı ve devamlılığını da olumlu yönde etkiliyor. Diğer yandan, yetişkinlik dönemine temel oluşturan bu dönemde, doğru beslenme alışkanlıklarının kazanılması, diyabet, obezite, kalp damar hastalıkları gibi beslenme ile ilişkili bazı kronik hastalıklardan korunabilmeye destek oluyor. 
Öğrencilere sağlıklı beslenme alışkanlıklarını kazandırmanın anahtar rolünü ise velilerin hazırladığı beslenme çantası üstleniyor. Peki, beslenme çantasında meyve suyunun yeri nedir?
Nuh Naci Yazgan Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Dekanı, Beslenme ve Diyetetik Bölüm Başkanı Profesör Doktor Neriman İnanç, meyve suyunun beslenme çantasında önemli bir yere sahip olduğunu söylüyor.
Meyvelerin, besin piramidinde yer alan beş ana besin grubundan biri olduğunu dile getiren İnanç, günde 1600 kalori alan 1-4 yaş arası çocukların günde iki kez meyve tüketmesinin, günde 2800 kalori alması gereken 10-18 yaş arası çocukların da günde dört kez meyve yemesinin önerildiğini vurguluyor. Meyve ve sebze grubundaki besinler ve bunların sularının tüketimi, büyüme ve gelişme, hücre yenilenmesi, doku onarımı, deri ve göz sağlığı, diş ve diş eti sağlığı, kan yapımı ve hastalıklara karşı direncin oluşumuna olumlu etki yapıyor.

Hayata Başka Bakın, Beslenme Çantasına Yüzde 100 Meyve Suyu Koyun

Neriman İnanç, okul çağındaki çocuklara önerilen meyve tüketiminin yarısının, şeker ve ilave katkı içeren meyveli içecekler hariç olmak üzere, yüzde 100 ve sıkma meyve sularından sağlanabileceğini de söylüyor. Günde 5 meyve ya da sebze yenmesinin ya da bunların sularının içilmesinin, çocuk ve gençler için genel beslenme önerileri arasında yer aldığını söyleyen İnanç, yüz yetmiş gram ağırlığındaki bir bardak meyve suyunun, bir porsiyon meyveye eşdeğer olduğunu da belirtiyor. 
Bu doğrultuda, okul çağındaki çocuğunuzun beslenme çantasına başka bakmak mümkün. 200 ml karton ambalajlı bir yüzde 100 meyve suyu, çocuğun beslenme çantasında yer alan diğer besinlerle birlikte sıvı olarak tüketebileceği, eğlenceli, lezzetli ve bir o kadar da sağlıklı bir alternatif oluşturuyor.
Meyve Suyu Sıvı Ve Mineral Gereksinimlerini Karşılamada Etkili
Meyve sularının diyet lifi haricinde meyvede bulunan tüm ögeleri içerdiğini belirten Profesör Doktor Neriman İnanç, “Meyve suyunun asıl içeriği sudur. Karbonhidratlar meyve suyunu oluşturan en büyük ikinci kısım olup 11g/100 ml (0.44kcal/ml)'den 16 g/100ml (0.64kcal/ml)' ye kadar çıkabilir. Meyve suları, günlük enerji gereksinmesine katkıda bulunmasının yanı sıra, mineraller ve vitaminler bakımından zengindir. Meyve suları, gün içerisindeki aktivitelerinden dolayı çocukların terle kaybettikleri sıvı ve mineral gereksinimlerini karşılamada destek olmaktadır. Özellikle içerdikleri antioksidan vitaminler ve flavanoidler ile immün sistem korunmakta ve bağışıklık güçlenmektedir. Bu sayede özellikle okul ortamında birçok mikropla tanışan çocuklar meyve suyu tüketimi ile hastalıklara karşı daha dirençli hale gelebilmektedir. Ayrıca, 10 – 12 saatlik bir zaman diliminin yarattığı açlık sonrasında, vücudun ihtiyacı olan enerjiyi sağlayan ilk öğün olan kahvaltıda meyve ve/veya meyve suyu tüketimi, çocuk ve gençlerin güne yeterli ve dengeli bir öğünle başlamalarına, yorgunluğun önlenmesine, bu sayede daha çabuk ve sağlıklı düşünmelerine yardımcı olmaktadır” diyor. 
Yüzde 100 Meyve Suları İlave Şeker İçermez
Neriman İnanç ayrıca, “beslenme çantasına konulacak meyve sularının %100 meyve suyu olmasına özen gösterilmelidir” diyor ve halk arasında meyve suyu genel tanımına sahip içecekler hakkında şu bilgileri veriyor: “Meyve suyu ve benzeri içecekler, içerdikleri meyve oranına göre, meyve suyu, meyve nektarı, meyveli içecek ve aromalı içecek olmak üzere, dört ana kategoriye ayrılır. Türk Gıda Kodeksi, yüzde 100 meyve suyu ibaresini kullanma hakkı için kriterleri çok net belirliyor. Meyvenin kendisini yüzde 100 oranında içermesi, ilave şeker, koruyucu madde ya da herhangi bir katkı maddesi içermiyor olması gerekiyor. Özetle, yüzde 100 meyve suları ilave şeker içermezken, meyve nektarları şeker içermektedir.” 

Prof. Dr. Neriman İnanç Hakkında:
Prof. Dr. Neriman İNANÇ, 04 Ocak 1958 tarihinde Mardin'de doğmuştur. Lisans öncesi eğitimlerinin ardından 1980 yılında Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde Beslenme ve Diyetetik bölümünü tamamlamıştır. 1981 Yılında Gülhane Askeri Tıp Akademisi'nde Diyetisyen olarak göreve başlamıştır. 
1988 yılında ülserli hastalarda ağızdan fazla miktarda alınan kalsiyumun serum, kalsiyum ve gastrin düzeylerine etkisi ile ilgili tez çalışmasıyla yüksek lisans eğitimini tamamlamıştır. 1995 yılında İngiltere'den aldığı destek ile, hiperlipidemik hipertansif bireylerde farklı dozlarda balık yağının etkisinin incelendiği tez projesi ile bilim doktoru unvanı almıştır. 
2001yYılında Doçent olarak çalışmalarına devam eden, Prof. Dr. Neriman İNANÇ, Gülhane Askeri Tıp Akademisi Hemşirelik Yüksek Okulu’nda Beslenme İlkeleri ve Hastalıkları Diyet Tedavisi derslerinin öğretim üyeliğini yapmıştır. 2003 yılında Erciyes Üniversitesi Sağlık İlimleri Fakültesi Beslenme ve Diyetetik bölüm başkanlığı görevi yapmış ve 2006 yılında kendi meslek alanında Türkiye'de 19. olan Profesör unvanını almıştır.
2013 yılından itibaren Nuh Naci Yazgan Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi kurucu dekanı olarak göreve başlamıştır. Türkiye Diyetisyenler Derneği, tüple beslenme ve damardan beslenme konusu ile ilgili olarak Klinik Enterali Parenteral Kepan ve Espen Avrupa Parenteral Enteral Beslenme Derneklerine üye olan Prof. Dr. Neriman İNANÇ, mesleki çalışmalarına kurucu dekanı olduğu Nuh Naci Yazgan Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi'nde devam etmektedir.


19 Eylül 2017 Salı

Çınar'ın Anaokul Süreci

Siz ne düşünüyorsunuz bilmiyorum ama bence 3 yaşından itibaren eğer başlatılabiliyorsa, çocuklar anaokuluna ya da oyun gruplarına başlamalı. Çınar suan tam 3 yaşında. 36 aylık. Okul araştırmaya Nisan-Mayıs aylarında başlamıştım. Epey zorlu bir süreç bence. Bir kere asla %100 sizin beklediğiniz bir okul olmuyor hiç biri. Benim okul konusunda en büyük kriterim; Çınar'ın okula mutlu gidip mutlu gelmesiydi. Daha sonra da evime yakın olsun ve tabii ki kaliteli vakit geçirsin.. Şuan için motomot bir eğitim almasını beklemiyor ve istemiyorum. Evde artık ona yeteri kadar verim sağlayamadıgımı ve boşa vakit geçirdigimizi düşünüyordum. Bu sebeple okul arayışına girdim. 6-7 okul gezdim bu zaman diliminde. Kiminde idari kadrodan güzel elektrik alamadım, kiminde okulu hijyenik bulmadım, kimisi uzak geldi vs vs... Sonuc olarak tatile girmeden de evimize yakın ve bir tık da olsa cevremde olumlu seyler duydugum bir okula karar verdim. Yaz tatili boyunca Çınar'ı hazırladım okul konusunda. Artık büyüdün ve okula gideceksin, eğlenceli oyunlar oynayacak ve bir sürü arkadasın olacak gibi. Kendisi de artık cok hazırdı (!) Çevresine sürekli tatilden sonra okula başlayacagını ve ne kadar mutlu oldugunu anlatıyordu. Okul oryantasyon döneminde de Çınar'ın bu yaklaşımı sayesinde sorunsuz geçecegini düşünüyordum. 
.................
 Yanılmışım.............
 İlk gün bir heves çantayı sırtına taktı ve güle oyna gittik okula. Oryantasyon boyunca birlikte olacak ve günde 1-2 saatlik bir dilim olacaktı. İlk gün bahçede güzel etkinlikler hazırlanmıştı cocuklarımız için. Yeni bir ortam oldugu için Çınar'ı sabit tuttmak biraz zor oldu tabii. Etkinliklere katılsa da bu 5-10dk sürdü. Aslında bu süreç de normalmiş. Etrafını keşfetmeye çalıştıgı ve onu uyaran şeylerin cok fazla oldugu için. 
 Birlikte gittiğimiz ilk hafta "birlikte" oldugumuz için sıkıntı olmadı esasında. Ne zamanki sınıfa çıkılacak dendi. Çınar gardını geçirdi... "Sen de gel" sanırım o gün 100 'e yakın bu cümleyi duydum. 
Sınıfa velilerin cıkması yasaktı. Diğer cocuklar da etkinlenebilir ya da cocuk bu duruma alışabilir diye sanırım. 
 Sınıfa cıkamayacagımı, onu bekleme salonunda bekleyecegimi ve beni görmek istedigi her zaman ögretmenine söyleyip yanıma gelebilecegini anlattım. 
 Kabul etmedi.... 
 Daha sonraki günlerde, ögretmeni bir şekilde kendisine yardım etmesini, sınıfa bir şey cıkartmak için destege ihtiyacı oldugunu vs gibi bahanelerle Cınar'ı sınıfa çıkarttı. 
 Arada bir kameradan izlediğimde aglıyor ama etkinliklere de katılıyordu. Cınar için okul süresi bittiginde yanıma iner inmez aglıyor ve bir daha gelmek istemedigini söylüyordu. 
Her gün sil baştan bir şekilde onu ikna etmeye çalışıyordum. - hala da çalışıyorum. 
 Bugün okula gittiğimizde öğretmeni onu aglayarak da olsa kucagına aldı ve sınıfa cıkarttı. Öyle görünce içim sızladı.. 
Bu süreçte kendimi de cok zorluyorum aslında. 
Yaşadıgım kaygıları hissediyor ve daha cok endişeleniyor o da sanırım.
 Bugün ögretmeni onu öyle alınca hiç tepki vermedim. 
O gidince gözüme bi toz kaçtı ama.... 
 15dk sonra kameradan sınıfı izledigimde ağlamıyor ve etkinliklere de katılıyordu. 1-1.5 saat kadar bekleme salonunda bekledim. Sonra sınıf ögretmenine sordurdum. Bir sıkıntı olmadıgını ve keyifli oldugunu söyledi. 
İlk defa onu bugün okulda bıraktm ve eve döndüm. 
Eve geldikten 1 saat sonra Çınar geldi. Servisten mutlu indi. Eve gelince okulda neler yaptıgını konustuk. Tekrar sınıfa gitmek istemedigini söyledi ama o okula gidince benim de işe gittiğimi söyledim. O evde yokken aslında evde de hayat devam ediyor imajı vermemeliymişiz. Sevgili Pedagog'umuz Seda bu konuda beni epey yönlendirdi. 
 Bugün Öğle uykusuna yatırırken Çınar'ı, benim de işe başladıgımı, o okula giderken benim de işe gittiğimi anlattım. Yarın ben yine işe gidecegim sen de okula gideceksin ve okul süresi bitince benim işim de bitecek ve ben yine seni kapıda karşılayacagım diye anlattım.
Şuan sürecimiz bu şekilde ilerliyor. Merak edip attıgınız mesajlar için toplu bir cevap olsun istedim. İlerleyen günlerde halimizden haberdar ediyor olacagım :)

18 Ağustos 2017 Cuma

Kullanım Kolaylığı ve Estetik Bir Arada

Derin dondurucuların faydalarını anlatarak zamanınızı almayacağım, uzun süreli gıda depolama için başka bir seçeneğin olmadığını zaten biliyorsunuzdur. Henüz bilmiyorsanız da, bu yılki Kurban Bayramı’nda öğreneceksiniz zira etleriniz buzdolabı içerisinde en fazla bir hafta dayanacak! Yani ister et, isterse de diğer gıdalar için uzun süreli depolama yapmak istiyorsanız, bir derin dondurucu kullanmanız gerekiyor. Bu bakımdan iki seçeneğiniz var: yatay ve dikey derin dondurucu modelleri. Yatay olanlar bir sandığı andırıyor ve kapakları üst kısımda yer alıyor. Dikey olanlar ise aynı bir buzdolabı gibi: Kapakları ön kısımlarında bulunuyor ve (isminden de tahmin edebileceğiniz gibi) dik şekilde kullanılıyorlar. Ben, tercihimi dikey derin dondurucu modellerinden, hatta daha net söyleyecek olursak, UED 5170 DTK A++ modelinden yana kullandım.

                                                               

Neden derseniz, her şeyden önce Uğur Soğutma markası güven veriyor. 60 yılı aşkın bir süredir derin dondurucu üretiyorlar ve bu nedenle benzersiz bir uzmanlıkları bulunuyor. Unutmayın, bu cihazları on yıllar boyunca kullanmak için alıyorsunuz ve he sağlamlıkları, hem de servis ağlarının yaygınlığı önem taşıyor. Uğur Soğutma, her iki bakımdan da beklentilerimi fazlasıyla karşılıyor. Gelelim tasarıma: UED 5170 DTK A++, dikey bir derin dondurucu modeli. Ben bu tasarımı seviyorum zira kullanması daha pratik geliyor: Aynı bir buzdolabı gibi rahatça kullanabiliyor, hatta buzdolabının yanına koyarak uyumlu ve estetik bir görünüm elde edebiliyorsunuz (ben öyle yaptım, tavsiye ederim). 

UED 5170 DTK A++ yalnızca 46 kilo, yani kimseyi çağırmama gerek kalmadan bir köşeden diğerine kolayca taşıyabiliyorum. İç hacmi 170 litre, sadece benim değil, komşularımın gıdalarını bile depolamaya yetiyor! A ++ enerji sınıfında olduğu için, neredeyse hiç elektrik harcamıyor. En sevdiğim özelliği de, elektrik kesintilerinde bile içindekileri 15 saat boyunca korumaya devam edebilmesi oldu. Sık sık kesinti yaşanan bir yerde oturuyorsanız, emin olun bu özellik çok işinize yarayacak. Satın almak için https://satis.ugur.com.tr/item/ued-5170-dtk-a/100028 adresini kullanmanızı tavsiye ederim, peşin fiyatına 12 taksit yaptırarak kredi kartınızla alabiliyorsunuz. Geniş iç hacimli, dayanıklı, pratik ve uygun fiyatlı bir derin dondurucu arıyorsanız, UED 5170 DTK A++ modelini gönül rahatlığı ile tavsiye ediyorum.

                                     

Bir boomads advertorial içeriğidir.

13 Haziran 2017 Salı

Sağlıklı Bronzlaşmak İçin Neler Yapmalıyız?

Ve beklenen yaz geldi mi dersiniz?
Son zamanlarda havalardaki değişiklik sosyal medyada her fotoğrafın altına "yaz nerede" gibi cümleler görmemize neden oldu.
Ben şikayetçi değilim esasen, severim ben böyle hafif üşüten, kısa kollu üzerine ince bir hırka giyilen havaları..
Bugün epey sıcak.
Hava durumuna bakılırsa yine birkaç gün yağmur yağabilir gibiymiş ama yine de güneş böyle kendini hissettirirken sağlıklı bronzlaşmak için birkaç öneride bulunmak isterim ;



  • Güneşe çıktığımız saatler çok önemli, özellikle saat 10.00 ile 16.00 arasında güneş ışınlarının dünyaya en dik geldiği saatler olduğu için bu saatler arasında güneşe çıkmamaya özen gösterin.
  • Güneş koruyucu kremleri güneşe çıkmadan yarım saat önce cildinize sürün.
  • Yüzünüzün dışında kollarınız, omuzlarınız ve ensenizi de güneş kremi sürerken ihmal etmeyin.
  • Dışarı çıkarken özellikle güneşin vücudumuza temas ettiği vakitler kesinlikle ten renginize uygun güneş koruyucu krem kullanın.
  • Koyu renkli giysiler tercih etmeyin, gölgede oturmuyorsanız şemsiye ve şapka kullanmaya özen gösterin.
  • Ter, deniz ve havuza girmek, güneş kremlerinin akmasına neden olur. Bu nedenle bu gibi durumlarda koruyucunuzu tekrar uygulamayı ihmal etmeyin.
  • Çocuklara yüksek faktörlü güneş kremleri uygulayın, özellikle 3 yaş altı bebekleri kesinlikle güneş koruyucu kremi olmadan güneşle temas ettirmeyin.
  • Tüm bunların yanında en önemlisi bol bol su içerek vücudunuzun su kaybını önleyin

26 Mayıs 2017 Cuma

Çünkü en değerlisi!



Yenidoğan bebekler için cilt bakımının önemi cok yüksek. Yeni anne&baba olmus ebeveynlerinse kafası bir o kadar karısık oluyor. Bebekler için cilt bakımı rutini cok degerli. O yumusacık ve hassas tenlerine bakım yapmak için önerilerim var.


  • Yenidoğan bebeklerin cildinde hafif yaglı gibi bir tabaka oluyor. Bu tabakayı kaldırmamak gerekiyor. Yıkandıkca kendi kendine soyulacaktır.
  • İlk dönemler hızla kilo artışı oluyor ve bu durumda da vücutları bogum bogum oluyor (tam sevmelik:)) bu bogumların arasını mutlaka iyi temizlemeliyiz. Nemli bir bez ile gün içersinde birkaç kez uygulama yapabilirsiniz.
  • Birçok yenidoğan bebekte Konak denilen atılamayan deri birikintileri oluyor. Özellikle alerjik & atopik dermatit bebeklerde daha sık rastlanıyormus bu durum. Çınar'da da bebeklik döneminde epey olurdu konak. Bu konakları da kaldırmamak gerekiyor. Nemlendirici ve atopik tarz sampuanlarla giderilmesini saglayabilirsiniz. Eskiden bu iş için halis zeytinyagı da kulkanılırmıs Ben denemedim ama kullanan cok duydum.
  • Bebek cildine her banyodan sonra vücuduna uygun bir losyonla masaj yapmanızı öneririm.
  • Bebeğinizde kasık ve diger büklüm yerlerinde kırmızılıklar var ve geçmiyorsa mutlaka doktora danısılmalı. Mantar riski yüksek olabilir. 
  • Bebeklerinizin çamaşırlarını mutlaka bebeklere özel sabunlarla yıkayın. Normal deterjanlar ilk dönemler o nanrin cildinde egzamalara sebep olabilir.
  • En önemli şeylerden biri de; yaz ya da kış gözetmeden güneş koruyucu kullanmanız. Çünkü özellikle yenidoğan bebeklerin ultravioleden koruyan pigmentleri henüz gelişmemiştir. 
  • Bebeğinize gereken D vitamini güneşten sağlandıgı için tedbirleirnizi alarak mutlaka her gün 10-15dk  dısarıya cıkartmanızı da öneririm.